Yâr!
2 Mart 2010
Bir kuru sevda ydı yaşattığım seni; dalından koparamadığım özlem lerimle yüreğimde beslediğim. Her geçen zaman da içimde asılsız nedenlerle yeniden büyüttüğüm kızgınlığımın en uçsuz zaman larında bile kıyıp bir boşluktan salıp gönderemediğim.
Karanlık gece lerde bile amansız rüyalarla yüreğime sıkıştırdığım bir gizli yaraydın zaman sız kanayan. Bende haddini aşan en büyük sevda ydın belki de kim bilir..!! Kimse yüreğime senin kadar ağır gelmedi. Savaştan çıkmış bir yüreğin en ağır vurgunuydun bedenimde taşıdığım. Şimdi ayaklarım yere daha iyi basıyor onca kanayan yanlara inat; gözlerim sana değil içindeki boşlukları nasıl kapatacağının derdine yanıyor. Bu tarifsiz sancıyı kendi kendine sarıyor.
Hazin sonları yazdığım sevda romanında kendime bir boşrol vermiyorum artık, yorgunluğumu kalemler kağıtlar bile satırlarından reddediyor. Kırılmış yanlarımın tek adresi olan seni bir kez daha uğurluyorum gönül penceremden... Şimdi geride kalanları tek tek ayıracağım hayatımın penceresinden. Bıraktığın anıları son kez okuyacağım gönül gözümle içimde öyle bir ateş yakacağım kii!! Sen bile tahmin edemeyeceksin bu kırıkların yenilmiş hikayesini. Bu kez yok sayamasını öğreneceğim seni. Uçurumlardan nasıl bırakılırmış bir sevda gösterceğim sana da bunu zaman la!
Yaşarken öğrendim ben hayatı; genç yaşımda ektim tüm hüzün çiçek lerini, geri sarma imkanım hıç olmadı yaşadıgım hayat sinemasını. Kayıpları kara kaplı defterimden hıç silmedim düşünmek istemediğim zaman larımda bile; hep noktalarıma ağladım hıç olmayan vir gül lerim gibi...
Yorgunluğum şimdi aşikar... Omuzlarım daha bir çöküyor bu kadar ağırlıgı nasıl taşıyacağını bedenim bile bilmiyor. Kendime bir teselli arıyorum yeni doğa n her günden belkileri seviyorum ama olmazlarımda kararlıyım bu defa...
Gönül bahceme yeni çiçek ler ekiyorum... Sulamasını bilene!!!
Kaynak
Orijinal Yazıyı Oku →
