Babama — Veda Mektubum

19 Ağustos 2015

Öyle bir sevinçtin ki yüreğime ve hiç umulmadık bir zamanda kapısı çalınan bir yetimin soluna sıkışmış yüreğine deva gibiydi varlığın. İçinde saklı derdini demeden sağa sola yetmeye çalışan diline düşen her (duan)la kimsesiz gönüllerde gezinen kendini çoğu zaman kırık gönüllerde arayan koca yürekli adam: Şimdi nerden başlasam da seni döksem satırlarıma, şimdi nerden tutsam da hayatı döksem bir okyanusun derinliklerine Kan çanağı gözlerimi hangi gölgede dinlendirsem kendimi sağa sola savururken hangi dipsiz kuyuyu kendime mesken etsem Ah benim babam! Kim silecek gözlerimi? Tepeden tırnağa dolduğum her vakitte hangi kapıyı çalacağım ki ben şimdi? Gittin! Yağmurdan kaçan bir çocuk gibiyim şimdi avazımı bile yuttum. Öyle bir savaşa girdim ki kendimle bilmezdim kesilmiş bileklerimden böylesine sızan acının tarifsiz olacağını Oysa ne çok şey bırakarak gittin, ne çok gözleri ağlatarak gittin onca yüreği liğme liğme ederek gittin. Burnunda tüten (ölüme)koşa koşa gittin. Bilirdin bu kurtuluşun senin için ne kadar kıymetli olduğunu Siyah bir çerçeveye yasladığın sırtını bu defa yakasız bir gömleğe sararak gittin. Ve anladım ki bu kez bir daha dönmemek üzere gittin. Daha yağmurlar başlamadan gittin. Soğuk bir vedaya beni emanet ederek gittin. Düşlerimi bir kar altına ekerek gittin. İkiye bölünmüş yüreğimi (Mevla)ya emanet ettin de gittin. Bir demlik ıhlamur kokusu kaldı kimsesizliğini serdiğin odanda. Sıraladığın kitaplarının arasında okunmamış şiirlerin mektupların kaldı senden geriye. Bir hasır üzerine serili (seccaden) tesbihın ve yokluğunun buz gibi esen yeli kaldı şimdi gerinde. Ve Ben (mehlika)ya döktükçe içimi senin ağıtların kaldı kulaklarımda. Ne çok şey öğrettin bana Gölgene düşen her canlı ne kadar şanslıydı oysa. Bir sessiz (dua) ile beslenirken uzaklarda yüreğime yazılmayan reçetemdin sen. Ah fanideki garip yolcu! Evet gariptin Evet kimsesizdin Evet yaslandığın onca derdin varken (yaşlanacağın) onca sebebin vardı senin. Başına gelen her şeye sabrı bilen sebat eden ve hamd etmeden hiç uyumayan babam. Kimseler bilmedi belki onca yılın yükünü beyaz sakallarına döktüğün gözyaşları ile yıkadığın vakitleri. Şimdi gönlüme bir ateş düştü can babam, Ellerimi uzatmaktan korktuğum hayatın tekrarı yok ki biliyorum Son zamanlarda sıkça söylediğin sözün aklıma geliyor da hep: (unutma, biz bizi sevenleri yalnız bırakmayız) Bizimlesin yine seyirdesin inşallah yine. Azı bilen çokla yetinen can. Vaktinden ve halinden bir günden bir güne şikâyet etmeyen ey merhametli insan Şu gözlerimin halini bir görsen şimdi, kanatlarımın kırık olduğunu bilen babam De bana o vakit; Şimdi yağmur vaktinin haberini kimden alacağım ben. Her yazdığım şiiri ilk önce kimin gönlüne süreceğim sen olmazsan şimdi. Onca emanetine nasıl sahip çıkacağım ki Gittiğin günden bu yana bir garip sürgündeyim şehir şehir diyar diyar sürüklüyorum yüreğimi Meskeni olmayan yüreğin durağı olur mu hiç babam. Seni yazacağım kelimelerin sonu yok ki, Ben yüreğimi yaratana içine yazdıklarımı da onun emanetine bırakmış biriyim gayri. Senin öğrettiğin gibi Ne olursa olsun (içimin) kıyametini bilmeyecekler babam Tesirsiz sözlerimin faydası yok ki ötelere, her gece dualarıma serilen avuçlarıma sıcacık duaları bırakan öğreten Gönlümün zincirini tutup sürükleyen koca çınar. Şimdi sıra bende, Her an serilerek her an dökülerek ve hep gözlerimi silerek ruhuna (yasinler) yağacak Mevla'm baki göçünü sana mübarek eylesin ihtiyar babam. Can (suyuna) kavuştun ya, beklediğin şerbeti kana kana içtin ya Senin için ne büyük özlemdi o vakit. Heybesi dolu birinin diyeceği şeyler yine kendini yaralar (ben gibi) Rabbim rahmeti ile yargılasın seni Ruhun şad olsun ihtiyar babam... Gözyaşıma sardığım duamla aklımda olacaksın hep. (Sanmasınlar kırıldık, sanmasınlar dağıldık, biz sadece bir başka bahar için yaprak döktük) 19.08.2015 Kıbrıs Funda Sağlam